|
YÖRÜKLÜĞÜN TANIMI
|
|
Kışla , yazla , güzle aşiret halkının hayvanlarına mera temin etmek , kendilerini de iklim şartlarına uydurmak için , bütün hayvanları ile birlikte mevsimden mevsime muntazam şekilde yaptıkları harekete ‘göç’ denir.Yörük (yörümek) fiilinden gelme , orta Asya dan Anadolu’ya gelip yurt tutan , göçebe oğuz (Türkmen) boylarını ifade eden bir kelimedir.
|
|
YÖRÜKLER KİMLERDİR?
|
| Yörükler, Atlı-Göçebe Türk kültürüne uygun yaşantılarını diğer bir çok Türk topluluğuna göre daha uzun süre devam ettiren ve yerleşik düzene nispeten yakın zamanlarda geçen Türk topluluklarından birisidir.
Bu hayat tarzının onların karakterlerine yansıyan ve onların temel özellikleri haline gelmiş bir takım hasletleri vardır.
Mesela Yörükler hoşgörülü insanlardır. Sürekli olarak yer değiştirirler ve farklı anlayışa sahip bambaşka yaşantı tarzları olan insanlarla sürekli olarak karşılaşırlar. Bu durum onların daha toleranslı insanlar olmasını sağlar çünkü onlarla barış içinde yaşamanın tek yolu hoşgörüden geçer. Kendi hayat tarzlarını korumanın başkalarının hayat tarzına saygı duymakla mümkün olduğunu görmüşlerdir.
Yörükler yardımsever insanlardır. Yüksek yaylalarda çarşı pazardan uzak yaşadıkları için ihtiyaç duydukları şeyleri yine başka Yörüklerden karşılamak zorundadırlar. Bu mecburiyet onlara imece sistemini ve paylaşmayı çok iyi öğretmiştir.
Çalışkandırlar. Hayatlarını yaylalarda sürdürmek, ve daha rahat yaşamak için ihtiyaç duydukları şeyleri kendileri üretmek zorundadırlar. Bu yüzden her Yörük obası aslında bir tür entegre fabrika gibi çalışır. Peynir, yağ, yoğurt yaparlar. Koyunlarından yün elde ederler. Bu yün ile kilim, halı, çadır çulu, pantolonluk kumaş dokurlar, kazak, eldiven, çorap gibi giysiler örerler. Deriyi işler, post, çarık, çanta, peynir tuluğu yaparlar. Kısacası her Yörük obası bağımsız bir ekonomik birimdir.
Yörükler temiz insanlardır. Bir kere hep su başlarında konaklarlar. Bu sadece kendileri ve hayvanları için içme suyu teminine yönelik bir şey değildir. Temizlik de bu seçimin en önemli sebeplerinden birisidir. Hijyen şartları göz önüne alındığında o zamanların en sağlıklı ortamları mikropların yayılma riskinin en az olduğu yüksek dağ başlarıydı. Çadırında kaynatılmış temiz bezler ve kaynatılmış sıcak su kullanılarak doğum yaptırılan bir Yörük gelini - geçmişin gelişmemiş sağlık şartları göz önüne alındığında - acaba gerçekten kötü şartlarda mı doğum yapıyordu?
Yörükler özgürlüklerine de düşkündürler. Özgürlükleri için tehlike olarak gördükleri ev-bark, tarla-bahçe sahibi olma işine hiç meyletmemişler, Anadolunun uçsuz bucaksız yaylalarında o pınar başı senin bu pınar başı benim dolaşıp durmuşlardır. Yerleşmeleri için yapılan baskılara uzun süre direnmişlerdir.Yörükler bir süreliğine de olsa yerleştirilseler dahi bir fırsatını bulup yine eski yaşantılarına dönmüşlerdir. Çabalarının özeti şu dizededir:
Ferman padişahın, dağlar bizimdir.
Kurtuluş Savaşında ülkemizi işgale yeltenen düşmana karşı Anadoluda başlayan direniş hareketlerine hemen katılmışlar, bir çok şehitler vermişler ama Türk vatanseverliğinin en güzel örneklerini göstermişlerdir.
|
|
YÖRÜKLERDE GÖÇ VE YAYLACILIK
|
|
Aşiret reisi olan beylerin, oymak (kethüda) kahyalarının tayin ettiği zamanlarda , büyük bir intizam ve cemaat ruhu , aşiret ruhundan kaynaklanan dayanışma içerisinde göç yapılırdı. Bu Yörük aşiretleri, ya mülkiyet veya zilyetleri altındaki yaylalara veya hali (sahipsiz) yerlere konarlardı .
Kışlalarda kışlayan aşiretlerde, ilkbaharın gelmesi ile birlikte hummalı bir faaliyet başlardı. Bir yandan koyunların kuzulama, keçilerin oğlak vermesi ile meşgul olunurken, diğer yandan göç için hazırlık görülmeye başlanırdı. Göç gününün gecesi, çuvallar hazırlanır. Hangi deveye hangi yükün yükleneceği
|
Anadolunun Seçilmesi Nasıl Oldu?
Oğuzlar, önemli kararları, boyun ileri gelenlerini toplayarak ve danışarak alırlardı. Hatta karılarını bile böyle toplantılar da bulundururlar, onların görüşlerine de yer verirlerdi. Bu açıdan Türkler önceleri tutucu olmamışlar islamiyetin kabulunden sonra dini kuralları benimsemiştir. İleride yeri geldiğinde değinileceği üzere Honamlı yörüklerinin de uygulamaları aynıdır.
Bazı tarih kayıtlarına göre, Oğuzların Kınık boyunun başı Selçuk Bey, kurultayı toplayıp din konusunda karar alınmasını istemiştir. Oğul Çağrı Beyse kurultayı yön seçiminde toplamıştır. İşte Çağrı Beyin, Selçukluların başına geçmesi sonucu, o sıralarda Horasan, Maveraünnehr... dolaylarında akınlar düzenleyerek yaşayan Türkler, zaten içerilere Türk sızmış bulunan Anadoluya yönelmeye karar verdiler.
Türkler Orta Asyadan göç edince yalnız Anadoluya değil, Dünyanın her yanına dağıldılar. En büyük akın ise Hazarın kuzeyinden Avrupa içlerine olan akınlardır. Büyük Hun İmparatorluğu oraya göçen Hunlar tarafından kurulmuştur. Daha sonra Balkanlar üzerine sarkanlar da olmuştur. Bulgarların Ogur Türklerinden olduğunu tarihler yazar. Keza Finlandiya ve Macaristan da Türktür. Macaristanın kurucusu Almış Oğlu Arpat (Arpacık) adında bir Türk. Nitekim Bizans tarihinde Macarlara Türk Macaristana ise Türkiye deniliyordu. Bugün bile Macaristanın uluslararası adı Hungaria, simgesi de "HUN" dur. Bu sözler Hun Türklerinin izidir. Macaristanda hala bazı gelenekler ve Türkçe sözcükler yaşatılmaktadır. Örneğin, Belyeg=Belge, Tanu=Tanık, Sağra=Sarı, Alma=Elma, Arok=Arık, Tekno=Tekne, Tarlo=Tarla, Keçke=Keçi, Tyuk=Tavuk, Arpa=Arpa gibi.
Bugün Dünyanın her yanında Türk vardır.
YÖRÜK OYUNLARI
ÇELİK :
İki takım kurulur, bir değnek 70 cm uzunluğunda, bir çelik 25 cm uzunluğunda hazırlanır. Güdenler içinde çalı hazırlanır. Oynanan oyuncu oyunun kuralına göre değnekle çeliğe vurur, karşı taraf yani güden taraf çalıyla çeliği havada vurmaya çalışır. Vurursa oynanan tarafla yer değiştirir. Vuramazsa oyuncunun bulunduğu yere çeliği atar, taşı vurursa yine oyuncular yer değiştirir, vuramazsa oynayan yani değneği vuran çeliğin bulunduğu yerden değnekle taşın yanına kadar ölçer. 1-2-3-4-5-6-7-8-9 ve sonra dıkız diyerek bir üst oyuna geçer. Çelik oyununun ilk kademesi yumrukla başlar, el, uç, bel, bacak, daşpat, dikik ve yelli ile biter. Özellikle yellide çok güdülür, çünkü çelik çok uzağa gider. 10 değnek boyu tel gatma sayılır.
Oynayanlar; güdenlere biner taşın yanına kadar gider, sonra oyuncular yer değiştirir, oyun böylece sürüp gider.
Y I K I K :
Yassı taşlar üst üste konur. Dokuz adım uzakta yer tespiti yapılır. oyunda güdenle oynayan tarafı tespit etmek için küçük yassı taşın bir tarafına tükürülür. Takımlara yaş mı? Kuru mu? diye sorulur ve taş havaya atılır. Kimin dediği şekilde üste gelirse o oyuna başlar, diğer taraf güder. Dokuz adım öteden taşlarla oynayan taraf taşı atar, üst üste konan taşları vurur, vuramazlarsa oyuncular yer değiştirir. Şayet vururlarsa güden taraf yıkılan taşları tekrar üst üste kor ve taşı atanı yakalamaya çalışır. Yakalarsa oyun yine yer değişir. Yıkık oyunu böylece devam eder.
T O K A L A
Küçük bir çukur kazılır. Ağaçtan topa benzer şekilde tokala yapılır. Ucu eğri ağaçlarla oyuncular takımlara bölünür. Değneklerle tokalaya vurulur ve yere kazılan çukura tokala katılır. Bu oyun, köyün yaşlıları dedelerinden öğrendiklerini söylediler. Golfa benzeyen bu oyunun muhtemelen Türklerden çıktığı görülmektedir.
BABIÇ KAPMA
Ortaya bir ağaçtan kazık çakılır, bu kazığa ip bağlanır. Oyuncular ayakkabılarını çıkarır, kazığın yanına korlar. Herhangi bir hayvanın dışkısı da kazığın yanına konur. Oyuncuların en açıkgözünün eline ipin bir ucu verilerek babıçları (Ayakkabıları) koruma görevi verilir.Oyuncular değnekle babıcı bekleyeni dürterler ve babıçları kapmaya çalışırlar. Babıçları koruyan da ipi bırakmadan babışları kapmaya çalışanları yakalamaya çalışır. Yakalarsa, babıcı bekleme görevi yakalanana verilir. Son ayakkabı da kapılırsa eli ipte olan kişi kazığın yanına konan dışkının hayvanına göre ses çıkarır. Yani öküz dışkısı varsa böğürür. At dışkısı varsa kişner (..vb)
KAYA
Kaya oyununun diğer adı da "Beş taş dır. Genellikle kadınlar oynarlar. Beş tane yuvarlak taş toplanır, taşın beşi- de avuç içine sığabilmelidir. Beş aşamalı bu oyunda bir taş elde diğer taşlar yere atılır. Eldeki taş havaya atılır, her taş düşünceye kadar yerdeki taşların bir tanesi alınır. Dördü de alınırsa ikinci oyuna geçilir, Yere atılan taşlar bu defa ikişer ikişer alınır. Üçüncü turda yere atılan taşlar bir ve üç olarak alınır. Dördüncü aşamada havaya atılan taş yere düşmeden yerdeki taşların dördü de bir anda alınır. Beşinci aşamada orta parmak işaret parmağın üzerine bacak çelmiş gibi dolanır, işaret parmağı ile baş parmak arası açılır, köprü gibi yapılır. Taşlar tek tek bu köprünün altından geçirilir. Havaya atılan taş düşürülmeden biterse tel girmiş sayılır.
ARAP OYUNU
Düğünlerde erkek evinde gece ortaya büyük ateş yakılır. Davul, zurna eşliğinde yapılan oyunlar arasında üzerine keçi derisinden tulumunu, ayağına eski çarık giymiş şahıs yüzünü kömürle boyar, önüne çan yada kemik takar, eline içi kül dolu torba, diğerine kuru soğandan yapılan tespih alır.
Arap naralar atarak meydana gelir, elindeki kül torbasını zaman zaman seyircilere vurur, torbadan çıkan külle seyirciler beyazlaşır, herkes arap dan uzak durmaya çalışır. Arap "Naciye Naciye" diye bağırarak kadını arar. Kadını seyirciler saklarlar, iki jandarma gelir kadını sorar, arap görmediğini söylese de bir güzel dayak yer ve jandarmalar gider.
Sonra kadın ortaya çıkar ve davul zurna önünde oynamaya başlar. Öyle hareketli oynar ki belini incitir. Yere yüz aşağı uzanır. Kırıkçı çıkıkçılar yani olçumlar getirilir, kadını iyi edemezler, ayıya çiğnetirler yine iyi edemezler. Bunun üzerine arabı çağırırlar, arap kadının üzerine atlar ve kadın iyileşir. Ayağa kalkar ve tekrar oynamaya başlar. Arap kadını sahiplenmeye çalışır. Oysa kadını Ağa sahiplenmektedir. Arap kadını kaçırır. Ağa, arabı elindeki pıynar sopasıyla döver, bir ara fırsatını bulan arap kadını yine kaçırır, ağa yine arabı koşturur ve yakalar, elindeki pıynar sopasıyla, arapa, bir araba sopa atar.
Ağa tahtadan yapılan ve üzerine çul örtülen eşeğe binerek kadınla oyun yerinden ayrılırken, arap yine gelir ve kadını kaçırır, bir süre bulunamaz. Kadın rolündeki aslında erkektir. Sadece kadın kıyafeti giymiştir. Arap yakalanır, argo sözlerle halkı gülmekten kırıp geçirir. Elindeki kül torbasını seyircilere vurmayı da ihmal etmez.
Arapın neşeli anında ağa jandarmalarla gelir. Hemen mahkeme kurulur Ağa, Jandarma, Muhtar, Aza araba cezasını keser, falakaya yatırılır, arap dayaktan kurtulamaz. Yarenlik yöreden yöreye az farklarla devam eder...
|
YÖRÜKÜN KRAL DAİRESİ ÇUL
|
|
YÖRÜKLERDE ÇUL
1071 de Alparslan Anadolu kapılarına Türklere açtığında ,Türklere has olanların yanı sıra islami özellikleri de birlikte getirmişti. İlk Anadolu Selçuklu eserlerinde bunları görmek mümkündür.
Anadolu da Türk kimliği taşıyan ve yeni olan kültür ortamını yaratmak, gençliğinde Bizans’la sıkı ilişkiler içindeki bir uç beyliği olan Osmanlı imparatorluğuna nasip olmuştur.Osmanlı’nın başarısı, bu işi yalnız kültür alanında değil politik alanda uygulanmasında olsa gerektir.
Bu gün kendi sanatlarımız olarak yaşayan tek dal halk sanatlarıdır diyebiliriz. Geleneksel halk sanatları arasında en yaygın ve zengini ise dokumacılıktır. Gerçi bugün halk sanatlarında eskisi gibi bir yaratıcılıktan söz etmek güçtür. Ama hiç değilse eskiyle bağlar tamamen kopmamıştır. Sanat tarihi yazıcılığı açısından da halk sanatlarımızla gerekli ilişkiyi tutulabilecek yolların en iyilerinden biri gibi gözükmektedir.
YÖRÜK ÇULLARI
Yörüklerde <<çul>> iki ayrı tür dokumanın adıdır. Bunlardan birincisi çadırı meydana getiren siyah,genellikle nakışsız dokumalardır. Çadır çulları çadırda kullanış yerlerine göre <<çadır,yan stil,ön stil>> gibi isim alırlar. Dokundukları tezgah da diğer çulların dokunduklarından ayrıdır. <<çulallık>> veya <<çulhuluk>> dene mutaf cinsi tezgahlarda dokunurlar.
Konumuz olan diğer çul türü ise Yörüklerce <> veya <> diye de adlandırılır. Güneybatı Anadolu da ki Anamas yaylalarında çıkan kara koyunlu,karakeçili, sarı keçili vb.. aşiretlerce ihram adı kullanılır. Bin boğa ve soğanlı yaylalarındaki aydınlı aşireti ise yük çulu demektedirler. Ayıca gerek bu aşiretler ve gerekse bazı köy yerleşmelerinde <
> dendiğinde saptanmaktadır. Bilindiği gibi Yörükler yaşadıkları hayat nedeniyle eşyaları ve yiyeceklerini yanlarında bulundurmak için çuvallar dokumaktadırlar. Bu çuvallar çadırın etrafına dizilir. Çuvalların hemen yanında , Yörüklerin yatağı ve yorganından oluşan <> veya <<<> yer alır. Yük çulu , bu çuvalların ve yükün üstüne örtülerek altlarındaki malları çeşitli etkilerden korur. Göç sırasında bütün eşyalar develere yüklenmektedir. Burada da çul, yükün üstüne örtülür. Bunu dışında Yörüklerin uyurken çula sarındıklarına da rastlanılır.
|
|
YÖRÜKÜN TIRI DEVE
|
Göçebelik yapan Yörüklerin en büyük aracı devedir. Deve “Yörük’ün Tırıdır”.Yörükler ununu, tuzunu, kazanını, yatağını, keçesini, çadırını, yayığını, topan tasını, her şeyini deveyle taşırdı.Bunun için devesi olmayan ölü,az olan da rezil demekti. Devesi çok olan saltanatını sürer sıkıntı çekmezdi.
Devenin sırtına vurulan “havut,, keçenin en iyisi ile kaplanır, üzerine boncuklar dizilirdi. Deve süsleme işinde Obalar birbiriyle yarışır, en iyi süsleyen oba havasını atardı. Devenin yuları en iyi olukmadan yapılır, üzeri inciler-boncuklarla süslenirdi. Hayvana takılan çanlar önceden alınıp birbirinin sesine benzememesine dikkat edilirdi. Birden fazla çan, yanaklarına değişik tonda ses veren ziller takılır, en iyi süslenen deve en önde giderdi. Bu yazılanlar çocuklarımıza anlatıldığında masal gibi geliyor. Ancak bu kültürümüzü teknolojinin ileri olduğu dönemde mümkün değildir. Amacımız Tarihimizi, örf ve adetlerimizi bu tür faaliyetlerle nesilden nesile aktarmaktır. |

Bozoklar -> Avşarlar -> HONANAMLI (Honamlı)
|